tarih: 15.01.2017 20:28 hit: 834

Kürtçe’nin Tarihi (2-3) – Bahoz Şavata

Kürtçe’nin Tarihi (2-3) – Bahoz Şavata


MÖ 1200-612 Ön Asya’da Siyasi ve Kültürel Konumlanma (Dosya-2)

Tarihin her döneminde göçerler, kendilerinden daha medeni bölgelere ve zengin yaşanılır bir coğrafyaya göç etmişlerdir. Ön Asya’ya batıdan Batı Aryan, güneyden Arabistan-Yemen, Suriye üzerinden Toros Dağları’nın güney yamaçlarına göç eden Sami ırklar, Kuzey doğuda Kafkas Derbendinden ve Güney doğuda Hemedan üzerinden Zagrosları yararak, Şirwan (Diyala) Nehri boyunca Mezopotamya’nın yukarısına sarkıp, göçüp gelen Doğu Aryan ırklar benzer konumdaydılar.

MÖ 11. ve 8. yüz yılları arasında bölge Tunç (Bronz) Çağı sonlarını yaşarken Ege’nin batı yarısında güçlü toplumsal, siyasi yapılar var olmayı sürdürüyordu. Bunlar Yunanistan’da Batı Aryan Miken Krallıkları, Girit’de Minos uygarlığı, Kıbrıs’ta Alaşhiya uygarlığıydı. Ege Halklarının (Grek ve Thrak) Anadolu’ya yeni göçleri sonucu Batı Anadolu’da yer alan Truva, Ahiyava, Arzava, Lukka ve Hitit Devletleri eski topraklarında MÖ 720 tarihlerinde Frigler oluşmuştu. Bu halklar batı Aryan halklardı.

Kızılırmak’ın güney doğusunda Hatti, Hurri, Eski Hitit, Luvi ve Mitanni topraklarında melez kültürlü topluluklar oluşmuştu. Bu coğrafyada Geç Hitit Devletleri de denilen: Tabal, Meleti, Gurgum, Kummukhi, Sam’el, Kargamış, Alpa, Arpad ve Hilakku şehir devletleri doğmuştu.

Hemen Geç Hitit Devletlerinin güney doğusunda Suriye üzeri gelip yeni yerleşmeye başlayan, Doğu Akdeniz ve Yukarı Mezopotamya’nın bazı yerlerinde kısa zamanda klansal köy ve şehir devletçikleri kuran Sami soylu Arami kabileleri vardı. Arami kabileler buralarda; “Que (Adana), Pattina (Alalah'ın 800m yakınında Kinalua şehri), Luhuti (İdlib’in kuzeyinde) ve Hamath Bin Barsip (Afrin), Bit Gabari (Sam’el-İslahiye), Bit Bahiani (Guzana-Urfa) ve Bit Zamani (Amed) vs.” adları ile bilinen küçük aile devletçikleri kurmuşlardı.

Kapadokya (Niğde-Kayseri-Nevşehir), Muşki (Keban-Arapgir-Ağın) ve Erzincan bölgesinde Murat ve Aras Nehri boyunca eski Alşe, Hayasa ve Azzi bölgelerinde Hurri, Mitanni kabilelerin yaşadığı topraklara yerleşen Frig soylu kabileler zamanla Ermeni halkını oluşturacaklardı. Bu konuya biraz değinirsek, ünlü Yunanlı antik tarihçi Herodot konuya şöyle değinir: “Mekodonyalılara göre Prygia’lar/Frigyalılar, Avrupa’da oturdukları zaman ‘Bryg’ adını taşıyorlardı. Ve Mekodonların komşularıydı. Asya’ya geçtikten sonra yurtlarıyla birlikte adları da değişmiştir. Prygia/Frig kolonları olan Ermeniler, Prygiyalarla, aynı geleneklere sahiptiler. *Bkz. Herodot tarihi. VII. Kitap, P.73, sayfa 359. Baskı: RK. 1983. Benzer bir tezi seçkin bir Ermeni tarihçi olan Hovhannes Katolikos ve Herodot’a göre Ermenilerin kültürel ataları; “Balkan Yarım adasından Makedonya ve Trakya’ya geldiler. Bu göç MÖ 1200-1300 tarihlerinde oldu. Onlar bu coğrafi bölgede kaldılar, ama zamanla Kapadokya ve Araradian Ashkhar’a doğru hareket eden Frig kabilelerinden biri oldular.” der.

Ege Halkları Göçerlerin batıdan Trakya, Yunan Adaları, Akdeniz, Ege ve Karadeniz kıyıları boyunca kıyılardan Anadolu’nun içlerine doğru nehir yatakları boyunca hareket etmiş olduklarını görürüz. Önlerine çıkan bölge medeniyetlerini yıkmışlardır. Yerel halklar daha dağlık köy yaşamlarına çekilmiştir. Yeni göçer topluluklar zamanla bölgenin ileri medeniyetini benimsemiş ve özel becerileri ile daha ileri yeni medeniyetlerin kurucuları olmuşlardır. MÖ 9. yüz yıl sonrası Batı Anadolu’da Frig, Likya ve Lidya bölgeleri bu medeniyetin öncüleri görünürler. Nitekim bu halkların doğuda Hititçe adı ile Marassantiya/ Kızılırmak Nehri ne kadar yaygın dilsel, dinsel, meslek olarak, mimari yaşam tarzları ve adetleri ile vs. kendi farklılıklarının izlerini yerleştikleri topraklarda bir biçimde bırakmışlardır. Ayrıca onlara dair bu halkların torunları olan antik dönemin bölgedeki dünyaca ünlü Yunanlı tarihçeleri bizlere oldukça geniş bilgiler sunmuştur. Yaşanan dönemde bu halklar kendi egemenlikleri altında kalan topraklarda Doğu Aryan kültürlü Mitannileri asimile etmişlerdir.

****
“Ege Halkları Göçü”nden uzakta kalan bu göçlerden pek etkilenmeyen ve bölgeyi en fazla etkileyen güçlü devlet ise Suriye ve Mezopotamya’da karışık; Sami, Hurri, Mitanni karışımlı melez kültürlü oldukça güçlü Asur Devleti yeniden ortaya çıkmıştı. Aşağı Mezopotamya’nın melez soylu güçlü devleti Babil ise, Kassitlerin öncülüğünde hala güney doğudaki komşuları Elamlılar ile boğuşuyordu. 
Yukarı Mezopotamya’dan en güneyde Şirwan Nehrine (Diyala-Güney Kürdistan) kadar yine Kafkas soylu Hurri ve Doğu Aryan soylu kabileler, Sami soylu Asurlular ile iç içe yaşıyordular. Bu bölge kendi başına irili ufaklı idarelere sahipti. Ön Asya’nın Kafkasların batısında Aras Nehrinin ve Sevan Gölünün güney batısında kalan, Asur’un kuzey doğusunda yer alan Van Gölü merkezli kalan topraklarda Kafkas kültürlü Hurri soylu Urartu Krallığı doğmuştu. Urartu coğrafyanın güney doğusunda kalan ve Urartu Devleti’nin vassal devleti olan Musaşir ise Doğu Aryan kültürlü daha çok Med kabilelerin hâkimiyetinde bir bölgeydi.

Günümüz Kürdistan coğrafyasının büyük kısmında tespit ettiğimiz Doğu Aryan Hindui kültürlü Mitanniler’in ata topraklarının İran /Aryan coğrafyada olduğunu daha önce belirtmiştim. Aynı Demir Çağı’nda Zağros Dağlarının doğusunda İran’da yine karmaşık kültürlü halklar ile bu dönem karşılaşırız. Bölgenin yerel halkları Kafkas kültürlü; Gutiler, Lulubiller, Subartular, Kassitler ve henüz dilsel kültürü şubelendirilemeyen Elamlılar bölgeye doğudan gelen Medli, Persli, Sagartlı, Ositli, Talişli, Doğu Aryan kültürlü halklar ile birlikteydiler. Yaşanan dönemlerde bu bölgeler geleceğin Kürt kavmi yapısının ana embriyonunu taşımaya başlamıştı.
Tunç Çağında İran, daha çok Elam devletinin denetiminde olduğu görülür. Fakat daha çok kil tabletlerde ve birkaç kaya çivi yazısında bildiğimiz Elamca dilini henüz çözemediğimiz için onlar ve bölgenin diğer halkları hakkında en geniş bilgiyi Asur, Babil ve Urartu kraliyet yazılarından öğreniyoruz. *Bkz. Elam (2005). Keith Brown , ed. Dil ve Dilbilim Ansiklopedisi (2 ed.). Elsevier. Kısmen Elamlılar hakkında bilgi edindiğimiz Elamite yazı da, üç dilli yazılan Medo-Pers başkenti Hemedan’a yakın Kral Darius’un yazdırttığı üç dilli (Ariyaca, Aramice ve Elamca) “Bihustun Kitabesi” sayesindedir.

Bir yerde Demir Çağı, İran’da Elamlıların çöküşü ile başlar. Babil Kralı I. Nebukadrezzar (MS 1124 - 1103) Elam'a saldırır ve bu İrani devleti kendine bağlar. Elam'ın tamamı işgal edilir ve Orta Elam dönemine son verilir. İran’da Sus şehir merkezli Elam Devleti Babil tarafından mas edildikten sonra İran coğrafyası doğudan gelen yeni göçler ile Doğu Aryan Hindui Ateşperest kültürlü Medli, Persli vs. halkların kimliğine girmeye başlar.

Elam bölgesi Babil ve Asur için uzun yıllar İran’ın içlerine yapılacak askeri kumpanyalar için üs görevi görüyordu. MÖ 692 ile 639 yılları arasındaki bir dizi kampanyada, Asurlular için kronik bir baş ağrısı haline gelen Elam’daki vassal yönetime son verildi. Siyasi ve diplomatik bir karmaşayı temizleme çabası içinde olan Asur kralı Ashurbipal'in orduları başkent Susa'yı tamamen yok etti. Geriye oldukça zayıflatılmış vassal bir devlet kaldı. Daha sonra bölgeye yerleşen Doğu Aryan toplulukların giderek artan baskıları sonuç verdi. Elam vassal devleti, bölgenin yeni efendisi Doğu Aryan Pers soylu Anşin Krallığınca ele geçirildi ve yönetildi.

Anşan bölgesinin kuzeyinde MÖ 8. Yüz yılı sonlarında daha çok Zağroslarda Mannai, Musaşir, Sagartiyan (Soğdialı), Karkaşi (Med) vs Doğu Aryan kabilelerin küçük devletleri oluşmuştu. Musaşir Urartuların, Mannai Asurluların vassal devletleri idi. Urartu ve Asur bu bölgeleri kendileri için insan depoları ve ganimet alanları olarak görüyorlardı. Nitekim kraliyet yazıtlarında onlar hakkında fazlası ile bizleri bilgilendirmişlerdi. Asur ve Urartu bölgeden getirmiş oldukları insanları günümüz Kürdistan’ı coğrafyasında kurdukları yeni şehirlerde hizmet ve üretim alanlarında köle olarak çalıştırıyorlardı. Aynı dönem Kafkaslardan gelen Aryan soylu Kimmer ve özellikle güneye yönelen İskit göçerleri bölgenin güçlü devletleri olan Urartu ve Asur’u zayıflatmıştı.

Tam da bu dönem sonrası Mitannili, Medli, Persli, Partlı, Soğdialı, vs. İran bölgesindeki Doğu Aryan kabilelerden getirilen köleler ve İskitli/Sakalı göçerler ile Kürt coğrafyasının temelleri atılır. Bu Doğu Aryan köleler zamanla bir biçimde bölgede özgürleşirler. Bölgede yaşamakta olan Urartu Hurrisi Subartularla, Asur bölgesi Hurri Lulubilerle, Babil bölgesi Hurri Kassitlerle ve Gutilerle bölgede sosyal ve kültürel karışımları/melezleşmesi sonucu Kürt kavmi oluşumunu yaratırlar. Aynı coğrafyada istikrarlı siyasal yönetimleri ile Doğu Aryan kabilelerin kurdukları Med-Pers imparatorlukları vasıtası ile “Medya” adını alan coğrafyayı Yukarı Mezopotamya’da yaratırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Part-Sasani Doğu Aryan imparatorluklarının egemenliği sonrası Kürt kavminin Yukarı Mezopotamya’daki baskınlığı ile “Kürdistan” coğrafyası yüzlerce yıl sonra İslami Dönemde gün yüzüne çıkar. *Bkz. Kürtlerin Tarihi, İBV yay. Bahoz Şavata, cilt-1. s. 439.

Henüz yoruma açık bir tespiti bölgesel olarak halkların yerleşimleri üzerinden yapabiliriz. Dikkat edilirse Bu günkü Kürdistan’da Urartu coğrafyasında Hurri Subaruları ile birleşen Doğu Aryanlar kendilerine “Kurmancım” der. Lulubi Hurrileri ve Asurileri ile kaynaşanlar; “Bahdinayim” der. Kassit ve Urartu Hurrileri ile karışanlar “Soran’ım” der. İran’da Elamlılar ile karışan Doğu Aryanlar kendilerine “Fars’ım” demektedirler. Bu coğrafi görünüm tesadüf olamaz. * “Pars/Pers” kelimesi Arapçanın etkisiyle Fars haline gelmiştir; Arapçada bulunmayan “P” harfi “F” ile ikame edilmiştir.

Bölge dillerindeki değişimlere dair incelemelerimizi önümüzdeki dosyada ele alacağız.

devamı var…

 

********

 

 KÜRTÇE’NİN TARİHİ 
 

Mitanni coğrafyasında Doğu Ariyaca-Urartu Hurrice dili ile yeni bölge dillerinde melezleşme

 (Dosya 3)


Bahoz ŞAVATA

Dönem tarihinde bölge halkları..

Ön Asya’da MÖ 1200 yıllarında “Ege Halkları Göçleri” öncesi Aryanca diller olarak: Hititçe, Luvice, Mitannice ve Kafkas dili olarak: Hurrice bir de tanımlanamayan bölgenin yerel Hattice ve Elamca kadim dilleri tespit edilmişti. İlk 400 yılda yaşanan istilalar sonrası bölge yeniden tanına bildiği için tarihçiler bu döneme “Karanlık Dönem” demişlerdir.

“Ege Halkları Göçleri”nde en çok etkilenen Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Batı Anadolu’da Hititler oldu. Mitannilerin Akdeniz kıyısındaki Mersin ve Adana bölgelerine Grek soylu kabileler daha çok istila etti. Batı Aryan Trak soylu Frig soylu kabilelerin istilasına uğrayan Hititler, daha çok Tabal’ın dağlık alanlarına ve güney doğuda Mitannilerin yaşadığı bölgelere; Meleti, Kummuh, Gurgum, Karkamış, Urfa ve doğuda Muşki / İşuwa coğrafyasına çekildiler.

Karanlık Dönemin (MÖ 12. - 8. yüz yıl) bitiminde MÖ 8. yüz yıllarda kuzey doğudan yeni göçerlerin Fırat nehrini geçişini kolaylaştırdığı yol üzerinde kalan Muşki/İşuwa mıntıkasında, Kafkaslar üzeri gelen Aryan soylu Kimmer ve İskitlerin göçlerine maruz kalınmıştı. Bu göçerler Sinop ve Kızılırmak boylarını kendilerine üst yapmış, Frig topraklarına ve aşağıda Tabal, Meleti, Muşki ve Uratu’ya saldırmaktaydı. Zamanla Kimmerler den çok İskitlerin adı duyuldu. Bu topluluklar yağmacı ve haraççı ganimet ile geçinen, yerleşik olmayan istilacılardı. Kimmer ve İskit istilaları Urartu’da bir biçimde durdurulmuştu. Fakat Fırat Nehrinin batısında devam ediyordu. Bu durum batıdaki Mitanni kültürlü coğrafyanın sonunu getirmiş olmalı. Nitekim tarihi örgen yerlerinde Karanlık Dönem sonrası Mitanni kalıntılarına sadece dinsel görünüm olarak buluntular çıkmıştı.

Zamanla Kızılırmak Mitanni bölgesini de güneyden Suriye üzeri özellikle Arami kabileleri ve güneydoğudan Asur işgal etmeye başlamıştı. Asur özellikle Kargamış’ı kendine vassal üs yaparak bölgeye yeni yerleşmekte olan Arami kabileleri kullanarak Kizzuwatnaya, Gurgum, Kummuh, Tabal ve Meleti üzerinden Urartu’ya seferler düzenlemeye başladı. Mitannilerin güney kısımları Asurların egemenliğinin pekişmesi ile birlikte zamanla Ârâmileşti. Asur işgal ettiği bölgenin insanını hem köleleştiriyor, hem de yerini değiştiriyor yani iskâna tabi tutuyordu. Bölge insanının büyük bir kısmı Asur’un egemen olduğu güneydeki çöllere sürülmüş, buralardan getirilen Semitik Berberiler, Ârâmiler Mitanni topraklarına yerleştirilmişti. Hurricenin kullanımı ise bütün Yeni Asur İmparatorluğu’nun hudutları içerisinde caydırılmaya başlandı.

Günümüz İran Doğu Hazar üzeri ve Zağroslarda yerleşik Bastam’da, Musaşir, Mannai ve Karkaşi üzerinden Urartu topraklarına Doğu Aryan kültür soylu Med, Pers, Soğdialı vs. toplulukların göç ve yağma istila ve saldırıları MÖ 9. yüz yılı sonlarında oluştu. Bu halklar istila ile geldikleri coğrafyada yerleşik hayata geçiyorlardı.

Batıdan Ege Halklar Göçü, Kuzey doğudan Kimmer ve İskit göçü, Güneyden Arami ve Asur göç ve doğuda gelişen Doğu Aryan; Med Pers, Sagart (Soğdialı) baskıları anlaşılan bölgenin Mitanni ve Hurri kabilelerini Urartu topraklarına itti. Batı da Fırat Nehri, güneyde Toros dağları, Kuzeyde Aras Nehri ve doğuda Zagros dağları vasıtası ile doğal korunma alanına sahip Urartu coğrafyası bu halklara yaşam alanı olarak geriye kalmıştı.

Kilikya’da, Yukarı Mezopotamya’da, Urartu’da ve Zağroslarda oluşan küçük Doğu Aryan devletçiklerde bizlere daha çok MÖ 800-550 ye kadar olan göçler ve siyasi olaylar ile oluşan yeni demografik ve kültürel değişimleri incelemek kalıyor. Çünkü anlatılan coğrafya günümüzde de Doğu Aryan kültürün bölgedeki Mitanni-Hurri kültürü ile kaynaşıp dilsel yeni formu olan Kürtçe dili kültürünün oluştuğu coğrafyadır. Her ne kadar ilerde bu coğrafya batıdan Batı Aryan ve güneyden Sami kültürler ile etkileşimlere girse de bölge de topluluklar daha çok doğudan gelen yeni Doğu Aryan kültürlü kabilelerin kültürü ile etkileşimi benimseyecektir. 
Kültürler insanoğlunun kendi üretimidir. Her zaman evrensel; siyasal, dini ve diğer ilişkiler içinde bölge kültürleri şekillenmiş ve gelişmiştir. Nitekim anlattığımız Ön Asya coğrafyası dünyanın dört kıtasını kendi üzerine çekmiş bir bu kültürel buluşmayı en çok içselleştirmiş bölgedir. Üstelik bölgenin zamane devletleri Asur ve Urartu tarihi incelendiğinde bu demografik yapılaşmaya çevre bölgelerde başka halklardan getirdikleri köleler ve nüfus iskân siyaseti askeri köle siyasi kumpanyaları olan devletlerdi. Bu nedenle bölgede yeni dillere veya kültürlere kucak açmışlardı.

Hurrice dilinin dilsel kodları..

Burada değinmemizde fayda var. Bazı tarih araştırmacıları bölgenin kadim Hurrili kabilelerin Hurrice dilini de yanlışlıkla “Aryan” bir dil olduğunu ileri sürerler. İran Zagrosları, Yukarı Mezopotamya, Suriye, Anadolu ve Kilikya bölgelerinde yer alan ve yaklaşık iki bin yıl gözlenen Hurrice dilini konuşan halklar Kafkas kökenli bir dili konuşmaktaydı. MÖ 17 yüz yılı sonrası bölgede Kafkas kültür kökenli Hurrice ve Doğu Aryan kültür kökenli Mitannice dillerin ortaklığını veya melez halini görürüz. Anlaşılan bazı Kürt araştırmacıları yeterli incelemeler yapmaksızın dillerin bu karışık ve melez görünümünden kendi emellerine uygun düşen Aryanik görünümlere öncelik vermişler. Böylelikle bu Aryan görünümden Kürtçe dilinin bölgesel tarihi evveliyatını daha geri/kadim tarihe çekmeye çalışırlar. Bu yanlış yorumdur.

Özellikle eski Hurrice dilinden farklı olarak Mitanniler döneminde ve Urartu Hurricesinin yaşandığı dönemde Hurrice dilin bölgedeki diğer diller ile ilişkileri sonucu farklı kültürlerin “Sinonimi/“karma kültürlü” hibrit ve melez görünümleri oluşmuştur. Bu sonuçları da elimizdeki oldukça kıt dilsel belgelerden bu gün temin ediyoruz. Hala varlığını koruyan bölge dilleri ile yapısal, söz dizimsel, akuistik, gramatik mukayeselere tabi tutuyoruz. Nitekim Hurrice dilinin kültürel kimliğine dair bu çalışmalar yapılmış ve belli bir tanıma kavuşulmuştur. Hatta bazıları Mitannice dil örneklerinden hareket ile Urartuların binlerce Hurrice çivi yazısı kalıntılarına rağmen bu Hurrice dili de Aryanik dil sayarlar. Oysa Hurrice’nin ve Urartu Hurricesi’nin bir Kafkas dili olduğu Urartu kitabeleri ile ilgili bu bilimsel çalışmalar, 1882 yılında “Journal of the Royal Asiatic Society” adlı dergide yayımlanmıştır. *Bkz. Kürdlerin Tarihi. Bahoz Şavata Cilt 1. s.451. Bölgede Çavuştepe Urartu Harabelerinde bulunarak Urartuca dilini öğrenmiş Mehmet Kuşman’a da Urartuca dilin bölge dillerinden hangisine benzediği sorulduğunda verdiği cevap dikkat çekicidir. -“Hayır”, “Ben aslen Kürdüm. Urartuca’nın Kürtçeyle uzaktan yakından ilgisi yok. Ermeniceye de benzemiyor. Farklı dil ailesine mensup.” Ortaokul Mezunu Mehmet Kuşman, Urartu Dilini Yazabilen Tek Kişi” Radikal Gazetesi 9.10.2003.”

Günümüzde konuşulan hiç bir dille doğrudan bir akrabalığı bulunmamasına rağmen Hurrice dilinin son bilimsel araştırmalar neticesinde Kuzeydoğu Kafkas dilleri olarak nitelenen Çeçen ve İnguş dilleriyle benzerliği olduğu anlaşılmıştır. Antik tarih içinde Urartuca Hurrice dilinin bilinen tek akrabası Proto-Hurri dilidir.* Bkz. Mauro Gıorgıerı, University of Pavia, Italy. http://www.aktuelarkeoloji.com.tr.

Bu durumu aydınlığa kavuşturmak için biraz Hurrice dili hakkında dilsel bilgiler sunalım.

Hurrice eski Ön Asya dünyasının en ilginç dillerinden biridir. Bilinen hali ile 3000 yıllık bir dil olan Hurrice dili yapılan incelemelerde dönemsel olarak da tasnif edilmiştir. Rus bilgini M. Diakonff, Hurri dilinin ağırlıklı olarak “aktif” farklı derecelerde yapısal bir dönüşüm gelişim gösterdiğini ve altı lehçede bölünmüş olduğunu kabul eder. Ancak tüm araştırmacılar tarafından bu lehçe yapısı kabul edilmemiştir. Ona göre Hurrice şu şekilde tasnif edilmiştir: 1. TIS-atal yazıtları örneğinde görülen Hurrice lehçesi (Urkeš lehçesi), “Eski Hurrice”de denir. 2. ”Babil” Hurrice lehçesi (Larsa ve Mari eski Babil yeminleri/ayinleri, 3. Ugarit gelen Sümer-Hurri HAR-ra listesinin Hurrice lehçesi, 4. Ugarit metinlerinden kalan Hurrice lehçesi, 5. Boğazköy Hurrice lehçesi ve 6. Mitanni-Hurrice lehçesi.*

En eski Hurrice buluntu, ilk yazılı belge Urkeš (Hesiçe (Al Hasakh) Kurdistanê Rojava) ve Nuzi (Kerkük, Kurdistanê Başur) şehirlerinde bulunmuştur. Bu metin tunçtan bir aslan heykelciği tarafından korunan bir taş tablet üzerine arkaik çivi yazısı ile kazılmış olup, şimdi Louvre Müzesindedir. Bu metin tablet MÖ 2300 yıllarına aittir.” *Bkz. E. Akurgal, Eski Antolia Kültür Tarihi, s. 179. Hurrice yazılı tanımlar Kuzey Suriye’nin ticari eyaleti olan Ugarit’te (günümüz Ras Şamra’da) ve Çağar-Bazar’da bulundu. Hamurabi devrinde bölgede Akkadça ve Amarruca (Kenanlılar) isimlerin yanı sıra Hurrice isimlere rastlanmıştı.*Bkz. P. M. Purves, AJSL (1941) s. 378 v.d. Diğer buluntular, dini metinler, mezar yazıtlarında Hurrili isim görünümleri şeklindedir. Mari ve Amarna arşivleri de Hurrice metinler içerir. Bunlardan 1877 yılında Tell el Amarna’da bulunan MÖ 15. yüz yılı sonu MÖ 14. yy. başına tarihlenen, Mitanni kralı Tuşratta’nın Mısır kralı III. Amenophis’e gönderdiği uzun mektup, bu dilde yazılmış en önemli kaynaktır. Çift dilli olmamasına rağmen, Tuşratta’nın yazdığı diğer Akkadça metinlerin yardımıyla okunabilir duruma gelmiştir. Mari Metinleri’nde Hurri tanımlar günümüz, orta Fırat Nehri üzerinde yer alan Meskene’ye yakın bir bölgede tespit edilmiştir. Hurri dili ile yazılmış fakat tahrip olmuş yazıtlarda tanrı AN = Anum ve onun kehanetlerine dair sözcük listesi bulunur. Tüm metinler henüz yayınlanmamıştır. Bu metinlerde Hurri kelimeleri veya Hurri adları hala nadiren bulunur. Buluntuların bir kısmı Laroche’nun 1976-1977 ve 1980 “Glossaire de la langue hourrite” eserinde yayınlanmıştır.*Bkz. M. Mayrhofer, Eine Hint-arischer Rechtsterminus im Mitanni-Brief, İn Hist Sprachforschund 109,161-162. 1996.

Hurrice’nin Kafkasik bir dil olduğuna dair iddialar günümüz araştırmacılarınca baskın bir görüştür. Mitannilerin dilleri ise “Doğu Aryanca/Sanskristçe” yani “Hindui-İrani” bir dildir. Tarihin yaşanan evresinde iki halkın birlikte yaşamaya başlaması dillerinde ortak-karma bir oluşumu da beraberinde geliştirmiştir. Hurrice ve Mitannice (Mitanni Ariyacası) arasında temel farklılıklara rağmen dillerin yapısında ortaklıklar görülmekteydi. Sondan eklemli olan Hurrice dili, yapılan incelemelerde Ariyaca’nın sondan bükümlü yapısı ile oluşan kelimeleri kolayca benimsemiş görünüyordu. Ayrıca Urartu dili son yıllarında ki görünümü bakımından kavimlerin karışımının yaşandığı karma bir dili geliştirmiştir. Bu dönem Urartuca’da; Semitik olmayan ve ses/harf zenginliği bakımından kimilerine göre Kafkas dil grubundan sözcük, sentaks ve yapısallığı bakımından Aryanik özellikleri olan Asya dillerinden olan Ön-Hattice ile de akraba olduğu sanılan ve gittikçe Doğu Aryan halkların baskın olduğu bir dildir. Diğer yandan kelimelerin eklemli halinin olduğu iddia edilmiştir. Bu dillerde cümleler anlamlarını kelime sonlarına peş peşe getirilen son ekler ile bulmaktadır. Bu yapısallık Hurrice dilinin Kafkas dili özelliği nedeniyleydi.

Bu dillerden diğer Batı Ariyaca konuşan halklar ile karışan bir Doğu Ariyaca dile sahip olan Mitannilerin dili olan Mitannice ancak Batı Aryanca dil olan Hititçe ve Kafkas bir dil olan Hurrice ile yaşadığı melez-hibrit görünümleriyle önceleri tespit edilebiliyordu. Özellikle MÖ 14. Yüzyıl sonrası Mitani, Kizzuwatna, Hattuşaş, Meleti, Mişar/İşuwa, Ugarit, Amarna, Urkeš, Nuzi, Ugarit, örgen yerlerinde Hurice ve Mitannice dillere ait belgeler tespit edilmiştir.

Nitekim Mitannice dili “Ege Halkları Göçleri” sonrası birlikte olduğu yeni toplulukların gölgesinde kalmıştı. Fakat daha doğuda aynı zamanda Hurrice ile Mitannice iç içe geçmişti. Birkaç örnek verirsek:
Ariyaca’nın bölgemizdeki günümüz dillerinden biri olan Kürtçede çoğul takısı “én, an, in, ina, kan” dır. Bu takılar kelimenin sonuna gelirler, kelimeye bitişirler. Yani kelime ile birlikte yazılırlar. “An, Kan” çoğul takısı kelimenin nesne, tümleç durumunda, “én” takısı kelimenin belirtili tamlama, “in-ina” takısı ise belirsiz tamlama durumundaki kelimeyi çoğul hale getirir. Yaşanan dönemdeki hem Mitannice’de hem de Hurrice’de de çoğul takıları kelimenin sonuna gelir. Kelime ile birlikte yazılır. Hurrice kelimeler kendi başlarına çoğullaşmazlar. Günümüz Kürtçesinde de böyledir. Kelimeler tamlama ya da nesne veya tümleç olma durumunda çoğullaşırlar. Hurrice ve Ariyaca/ Kürtçe’de isimden sıfat türeten takılar vardır. Mitanni-Hurrice’de bu takı “he-hi” dir. Örneğin; Kizzuwatna= Çukurova bölgesinin Mitanni-Hurrice ortak adı: Kizzuwatnahi = Kizzuwatnalı. Pa=dağ, Papahi=dağlı. Günümüz Kürtçesinde isimden sıfat türeten ek “i” sesidir. Örneğin; gund= köy, gundi=köylü, Bajar=Şehir, Bajari=şehirli. Ariyaca’daki “h” sesi zamanla bükünlü hale gelerek anlaşılan devreden çıkmış. Verilen örnekte de görüldüğü gibi isimden sıfat türetme Mitannice-Hurrice ile aynıdır. Başka bir ortaklık kısa ve uzun ses sunan “u ve ü” sesleridir. Bu seslerden uzun olanı Hurriler yazımda aynı harfi birden çok yazarak belirtmeye çalışmışlardır. Örneğin: “Te-e-şu-u-up gu-lu-u-u-u-şa. = Teşşûp söyledi.” Uzun “û” harf sesi her kelimede farklı bir kelimeyi tanımlar. Kürtçede “kur” = oğul, uzun “û” seslisi ile yazılan “Kûr” = derindir” *Bkz. Kürtlerin tarihi c.1. Aynı Eser. S.405.

Asur çivi yazısıyla kayda geçirilmiş olan Hurrice dilinin devamı olan Urartuca Hurricesi, sabit bir kelime köküne ekler getirilerek kelime türetilen “eklemeli diller” grubuna dâhildir. Bu konuda bazı Urartuca Hurricesi ve Kadim Hurrice kelimelerden örnekler vererek konuyu aydınlatmaya çalışayım:

“Ag (e): Getirmek (Urartuca), Ag: Getirmek (Hurrice), Aru: Vermek (Urartuca), Ar: Vermek (Hurrice), Pabani: Dağ (Urartular), Pabani: Dağ (Hurrice), Ebani: Ülke (Urartuca), Umini: Ülke (Hurrice), Ewri: Efendi, Kral (Urartuca), Ewri: Efendi/Kral (Hurrice) Haş: İşitmek (Urartuca), Haş: İşitmek (Hurrice) Huradie: Asker (Urartuca), Huradi: Asker (Hurrice) Kuri: Ayak (Urartuca), Ugri: Ayak (Hurrice), Muş: Doğru (Urartuca), Muşu: Doğru (Hurrice), Pili: Kanal (Urartuca), Pala: Kanal (Hurrice)” 
*Bkz. http://www.vaa.fak12. uni- muenchen.de /Iran/ Bastam/finds/Bastam-Cuneiform-Foundation-Inscription. jpg. Kaynak: ”Hitit Çağında Antolia” Sedat Alp.

Hurrice yazı..
Çivi yazılı Urartu kitabeleri üzerindeki bilimsel çalışmalar ilk defa 1823 yılında Fransız bilim adamı Saint Martin tarafından başlatılmıştır. Onun teşvikleri ve Fransız Hükümeti’nin desteğiyle, Alman bilim adamı E. Schulz Van bölgesine gönderildi. Schulz’un çalışmaları sonunda, Van şehri ve civarında pek çok Urartulara ait çiviyazılı kitabe bulundu. Bu keşifler hakkındaki ilk rapor, 1828 yılında Saint Martin tarafından yayımlanmıştır. Kısa bir süre sonra, Fırat kıyısındaki İzol’lu (Günümüz Kale-Malatya) ve Palu’da da aynı dilde iki kitabe daha bulundu. 1847 yılında Edward Hincks adlı İngiliz bilim adamı Van metinlerini okumaya çalışmış ve yaptığı çalışmalar sonunda bu metinlerde kullanılan harflerin, şekil yönünden Asur ve Babil yazılarına benzediğini görmüştür. Konu, 1871 yılında François Lenormant ve 1872’de A. D. Mordtmann tarafından ele alındı. Lenormant, metinlerin çözümü konusunda E. Hincks’e göre biraz daha ileri gitmiş, Mordtmann ise birkaç kelimenin daha anlamını bulmuştur. Fakat Asur Çivi Yazısı hakkındaki bilgisinin yetersiz oluşu, daha fazla ileriye gitmesini engellemiştir. 1880 yılında ise, bir başka Fransız bilim adamı Stanislav Guyard, soruna ışık tutan yeni keşif yaptı. Bu buluş, kitabelerin sonunda sıklıkla karşılaşılan bir ibare olup, Asurca kitabelerde belirteçler olup, kelimenin hangi sınıfa ait olduğunu göstermekteydi. Böylelikle metinlerde geçen erkek, kadın, ülke, tanrı isimleri ile öküz, koyun, taş ve benzeri kelimelerin bulunması ve birbirinden ayırt edilebilmesi mümkün olmuştur.*Kürtlerin Tarihi, Bahoz Şavata. Cilt 1, s. 451. İBV

Urartular egemen oldukları genel coğrafya içinde kendilerine ait taş bloklara ya da kaya üzerinde bıraktıkları 600’ün üzerindeki çivi yazısı bulunmuştur. Çivi Yazı Sistemi, Urartu ülkesine büyük olasılıkla Asur Kralı II. Asurnasirpal (883/884-859) zamanında getirilmiş olmalı. Daha sonra bu yazı sistemi resmi ve idari yazışmalarda kullanılmaya başlanmıştır. Bununla birlikte İskitler tarafından tahrip edildiği sanılan Urartu şehri Teişebania‘nın (Teyşepaini ya da Karmir Blur=Kızıltepe) yıkıntıları arasında Ârâmi alfabesiyle yazılmış yazıtlar da bulunmuştur. Zaten sadece yönetici elit tabakanın yazım dili olarak Urartuca’nın birçok kaya yazıtı yazılmıştı. Okuma ve yazması olmayan ümmi halkın onu anlamaktan öte “tanrısal kanunlar gibi algılaması” salık verilmişti. Gizemlilik sadece dinde değildi. Kaldı ki Urartularca her yazıt tanrıları Haldi adına kaleme alındığı öncelikle vurgulanırdı. Bütün zaferler onların rızası sonucuydu!

Urartu çivi yazıtlarının çözümünü kolaylaştıran bir fırsat çift dilli yazıtların Musaşir’de bulunması ile aşılmıştı. Daha sonra Kelişin, Topzava Steli benzer imkânlar sundu. İran’da yürütülen arkeolojik çalışmalarda bu sonuçlar elde edilmişti. ”Urartu dilinin çözülmesinde ve anlaşılmasında Asurca ve Urartuca çift dilli yazıtların büyük yardımı oldu. Bilim dilinde “bilinguis” olarak adlandırılan çift dilli yazıtlarda; aynı metnin iki farklı dilde yazılmış haline rastlarız. Bilinen dilden hareketle bilinmeyen dilin çözülmesinde anahtar bir konuma sahip olan çift dilli metinler, birçok eski çağ dilinin anlaşılabilmesini sağlamıştır. Güney Kürdistan Soran mıntıkasında yer alan Kelişin yazıtı ve yine o civarda bulunan Topzava steli Urartu ve Asur dillerinde bilinguis yazıtlardır. Bunlar Urartu dilinin çözümünde büyük katkılar sağlamışlardır.” *Bkz. http://www.vaa.fak12. uni- muenchen.de /Iran/Bastam/finds/Bastam-Cuneiform-Foundation-Inscription. jpg.

Kültürleri ve uygarlıkları yanında Urartu yazısı da komşularını etkilemiştir. Prof. Richard N. Frye bu konuyla ilgili olarak ‘The Heritage Of Persia’ adlı eserinde şunları söylemektedir: ”İran’daki Akamen sanatı, mimarisi ve hatta devlet protokolü ve yazı sisteminin kaynaklarını Urartu’da aramak gerekmektedir.” Urartular, Urartuca yazı tekniklerinde hem çivi yazısı hem de resim yazısı (hiyeroglif) kullanmışlardır. Urartular, kendilerine özgü bir hiyeroglif yazı sistemini de kullanmışlardır. Bunun nedeni de Tabal’da, Meleti’de, Kummuh’da ve diğer Geç Hitit şehir devletlerinde hiyeroglif yazısı kullanılması ve Urartuların onlarla temas halinde bulunmalarıdır. Bu örneklere çoğunlukla fırınlanmış kil kaplar üzerinde ve az sayıda mühürlerde rastlanmıştır. Hiyeroglifi metot ile bu yazıların yazılmış olması, yazılan metinleri bileşik hale getirdiği gibi yazıların çözümünü de zorlaştırmıştır. Daha açık yazarsak çok farklı kavimlerin ortak kullandıkları kelimeleri bir araya getirerek belli bir sembol içinde ifade ettikleri resimsel bir biçimde yazılmış sözcüklerin bir araya geldiği bir düzenleme de ayrıca vardı. Asur hiyeroglifleri bölgesel olarak Küçük Asya’da tüm devletler tarafından kullanılıyordu.

Urartu elit sınıfının kullandığı çivi yazısı, Asurluların kullandığı çivi yazısının yenilenmesidir. Yazıda kullanılan hiyeroglifler, Luvi hiyerogliflerine benzer gibidir. Luvian hiyerogliflisi ve dili Hititlerde, Arzawada’yı bölge olarak kullanan Hint -Avrupa bir dildi. Urartuların geliştirdiği yazı tekniğinde Asurluların tersine her bir ses bir işareti ifade ederdi.

Günümüze kadar yapılan araştırmalar gerek çivi yazısında Anadolu hiyerogliflisinin kullanılmış olması gerekse bu çivi yazılarının tekst = bir ses vurgusu ve çizilen şekillerin herhangi bir nesnenin resmi anlatımı olarak alınması sonucu okunmuş olması, bu dillerin ne olduğuna dair yeterli bir veri sunmuyor. Pek ala text sistemi bir dile ortak anlatımı bir resim gibi verebiliyor.

Urartuca Hurrice dilin Yeni Doğu Aryanca dil ile kuşatılması…
Kısacası Ege Halkları Göçü ile Güney doğudaki Anti-Toroslara kadar bu günkü Anadolu’nun batısı Grekleşmişti. Bu Grekleşen coğrafyada Doğu Aryanca dil Mitannice, sadece dini terminolojide kalmıştı. Aramilerin ve Asurilerin egemenliğinde kalan hem Subari Hurrilerinin hem de Mitannilerden geriye pek bir şey kalmamıştı. Amed-Urfa-Harran-Mardin hattında Urartu ve Asur bölgesinde Mitannice/Aryanca görünümler artık sadece şahıs ve tanrı adlarında vardı. İran’a yakın bölgelerde Doğu Aryanca, Gever, Mannai coğrafyasında yeni Doğu Aryan Medli ve Persli Aryanca konuşan kabileler ile ayakta kalmıştı.

Kısacası Kürtlerin ataları sayılan Mitanni kültürü genelde Batı Aryanca, Urartu Hurricesi ve Asuri ve Arami dillerince asimilasyona uğramıştı. Bu durumun tersine dönmesi doğudan sürekli göç eden veya Urartu ve Asur devletlerinin İran üzerinden getirdikleri yeni esir Doğu Aryan kültürlü topluluklarca oluşmaya başlar. Milattan önce ilk beşinci yüz yıldan itibaren Urartu Hurrice dili kimliği de zamanla yine aynı bölgede MÖ 9. Yüz yıl sonrası doğudan göçler ve Urartu devletinin askeri kumpanyalar ile getirip iskân ettiği Med ve Pers, Sagart, Part Doğu Aryan kabilelerin ortak ana dili olan Ariyaca ile kaynaşacaktır.

Urartular dili ile bu coğrafya da yaşayan Kürd kavmi oluşumunda ve diğer bütün halklara belli miraslar bırakarak katkıda bulunduklarını tespit edebiliriz. Lakin bütün bu veriler, Urartular için yaşadıkları zamanda bir dil oluşumunun seyridir. Onu bölge halkları olarak sahiplenmek yerine daha ileri gerçek dışı tespitleri zorlamak milliyetçi politik bir dışa vurum olur. Yaşanılan zamanda bırakılan miras bu gün işimize yarıyorsa kendimize adına değil, bu antik Urartulu Hurri halkı onurlandırmalı.

Mitannice dilinin yok oluşu, Yeni Doğu Ariyaca dilinin gelişi..
İlerde de inceleyeceğimiz Mitanni kültürü gibi aynı topraklarda MÖ 9. yüz yıl sonrası benzer Doğu Aryan kültürüne dayanan ve Ariyaca konuşan Med, Pers, Part, Sasani, İskit, Kimmer vs. dönemi başlar. Bu yeni Doğu Aryan kabilelerin dili de Mitannice gibi Doğu Ariyaca kökenlidir. Nitekim bu ortaklık ve yakınlık dini alan daha da belirgindir. Çünkü Mitannilerin birlikte olduğu Batı Aryan olan Hititler ve Luviler kendi tanrılarının yanı sıra ve Kafkas kökenli Hurriler hem kendi hem yörenin diğer yerel halkı Hattilerin tanrılarını benimsemişlerdi. Bu süreç Geç Hitit döneminde de devam ede gelmişti. Batı Aryan halklar da, Doğu Aryan halkların inandıkları Hint tanrıları yoktur. Buna rağmen bu halklar ile aynı coğrafyayı paylaşan Mitanniler daha öncede dile getirdiğimiz gibi Hindui tanrıları olan bir topluluktu. Bu topraklara İran üzeri gelen yeni Doğu Aryan kültürüne dayanan ve Doğu Ariyaca konuşan Med, Pers, Part, Sasani vs. topluluklar da Hindui tanrılara sahiptiler. Ariyaca konuşan Med, Pers, Part, Sasani vs. topluluklar Mitannilerin Hurriler ile birlikte yaşadığı bu topraklara geldiklerinde Hindui ortak dini tapınakları ve tanrıları, özellikle tanrı Mitra’nın heykel sülietleri özellikle eski Mitanni coğrafyasında halen kullanılmaktaydı. MÖ 10. yüz yılları sonrası İran üzerinden Doğu Aryan; Mada/Med, Persi, Part vs. kabilelerin ve kuzeydoğudan daha çok Kafkaslardan yine Doğu Aryan; Saka/İskit, Kimmer, Alan ve Osset kabilelerin bölgeye yerleştiklerini görürüz. Esas Kürd kavmi kimliği oluşumu bu dönemde bölgeye yerleşen Doğu Aryan kavimlerin yerleşmesi ve Doğu Aryan kültürün diğer kültürlere baskın geldiği siyasal koşullarda oluşur. Nitekim Doğu Aryan kültürün baskınlığı Med Devleti dönemi ile başlayan Ön Asya’daki 150 yıllık siyasal egemenlik sonrası oluşur. Pers döneminde ise daha çok Medlerin yerleşim coğrafyası olan Küçük Asya toprakları “Medyalaşır”. Kürdlerin kültürünü, en baskın yeni Doğu Aryan kabileler içinde Med kabileleri yaratır. Doğu Aryan Med kültürel baskınlık Fırat Nehrini aşar, Anadolu içlerine uzanır.

Devam edecek..

Ariyaca ve Samice (Akadca, Babilce, İbranice, Aramice) dil ortaklıkları.. (Dosya 4.)

 

 

Etiketler: bahoz avata tarih krte krde

Ekleyen

Bahoz Şavata
Bahoz Şavata

Detay

Son Yazılar

BENİ  KÜRTÇE  SEV
Kurdistan

BENİ KÜRTÇE SEV

13.11.2017 00:13    İzzet Eker

BENI KÜRTCE SEV "Tanri sevin dedi" bir yazarın kitabının girişinde yazıyordu. Tanri bizi hic sevmedi. Neden diye sorduk? BIze hicbir açiklamada bulunmadi. Insanlar bize "Tanriyi sevin" dedi... Biz, Tanriyi da insanlari da cok sevik. Bütün doğayı-canlilariyla sevdik. Biz sevmeyi sevdik..

Devamı
      18
‘Kürdün başarısı Türkiye’de ki ırkçı zihniyeti rahatsız ediyor’-HDP Mİlletvekili Mehmet Ali Aslan
Siyaset

‘Kürdün başarısı Türkiye’de..

30.09.2017 23:30    Dursun Ali Küçük

HDP Milletvekili Mehmet Ali Aslan    ‘Kürdün başarısı Türkiye’de ki ırkçı zihniyeti rahatsız ediyor’   Özellikle bu referandumla beraber daha da artı ve kimin ne olduğu ayan beyan ortaya çıktı. Demokratlıkları, Ümmetçilikleri, Müslümanlık..

Devamı
      244
‘Kürdün başarısı Türkiye’de ki ırkçı zihniyeti rahatsız ediyor’
Kurdistan

‘Kürdün başarısı Türkiye’de..

30.09.2017 23:18    Rozerin Urucu

  ‘Kürdün başarısı Türkiye’de ki ırkçı zihniyeti rahatsız ediyor’-HDP Milletvekili Mehmet Ali Aslan Cts, 30/09/2017 ‘Kürdün başarısı Türkiye’de ki ırkçı zihniyeti rahatsız ediyor’   Özellikle bu referandumla beraber daha da artı v..

Devamı
      36