tarih: 12.05.2017 19:33 hit: 1322

Almanya‘nın Asırlık Kürdistan Raporu- Reşad Ozkan

Almanya’nın ünlü Frankfurter Zeitung gazetesinde 11 Nisan 1915 tarihinde Dr. M. Funck imzası ile Kürdler ve Kürdistan hakkında oldukça geniş bir makale yayımlandı

 Almanya’nın ünlü Frankfurter Zeitung gazetesinde 11 Nisan 1915 tarihinde Dr. M. Funck imzası ile Kürdler ve Kürdistan hakkında oldukça geniş bir makale yayımlandı. Yazıda Kürd ve Ermeni halklarının günlük hayatları ve Osmanlı devletiyle olan ilişkileri genişçe yer almış. 1915 yılında yayınlanan Frankfurter Zeitung gazetesi halen Almanya’nın Frankfurt şehrinde Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) adıyla çıkmaya devam ediyor. Kürdistan’nın “oldukça canlı bir yerleşim tarihi, geniş toprakları ve çok çeşitli etnik kökenlere sahiplik yaptığını yazan yazar Funck’un haberi “Kürdistan Raporu” başlığını taşıyor.

1914-1918 yıllarında Türk ordusunda oldukça fazla Kürd askerinin görev yaptığını yazan Funck, Kürdlerin geçmişleri ve nereden geldikleri, hangi soya dayandıklarının Ermeniler’e  kıyasla iyi bilinmediğini belirttip, şöyle devam ediyor:

“Henüz Kürdlerin yazılı bir tarihleri yok. Kürdler hakkında bazı bilgileri Doğulu ve Yunanlıların dağınık notlarından bulabiliyoruz. Bu notlara göre Kürdler eski çağlardan beri şimdiki topraklarında yaşıyor. Büyük bir ihtimalle Kürdler, Asuriler tarafından “Karda” olarak adlandırılan halkın devamıdır. Antik Farslar da Kürdleri “Kurdraha” olarak adlandırıyorlardı. Bölgede gelip geçen çeşitli dönemlerde hüküm süren güçler ve sonraki dönemlerde bölgede hüküm süren Selçuklular ve Tatarlarla doğuştan tip ve karakterlerinden hiç birşey kaybetmeden karışan Kürdler, günümüze kadar bağımsız, dağlı ve şakî olarak kalmışlardır.

Kürdlerin İslamlaştırılmasıyla birlikte, bunu takip eden bazı Ermeni kabileler onlara karışıp Kürd nüfusunun büyümesine neden olmuştur. Kesin olarak bilinen şey, Kürdlerin damarlarında epeyce Ermeni kanı dolaşıyor. Aynı Kürdler 20. yüzyılda Abdülhamid döneminde Ermeniler’in başına ifade edilmeyecek kadar bela olmuşlardır.

Kürdlere soyları sorulduğunda sıkıntıya girer ve değişik cevaplar verirler; Bazıları Kürdistan‘ın asıl yerleşimcileri olduklarını, bir kesim kesin olarak atalarının İranlı olduğu söylerlerken, kabile reisleri ve çoğu şeyhler ise Arap soyundan geldiklerini iddia ederler.

Konuştukları dile göre Kürdler de Ermeniler gibi Hint-Aryan denilen büyük bir aileden geliyorlar ve Arya dillerinin idiomu olan Ermenice Grubu’dan kabul ediliyorlar. Bugünkü Kürdlerin çoğu özellikle “Kurmanci” lehçeleriyle birlikte, Zazacayı da (özellikle Batı-Kürdistan da, Dersim’de yaşayan Kızılbaşlar) konuşurlar. Bu konuşulan lehçelerde oldukça fazla Türkçe, Farsça, Ermenice ve Arapça kelimeler olmasına rağmen, kendilerini yetersiz, sınırlı bir şekilde ifade edebilmektedirler. Kürdlerin kendilerine ait bir alfabeleri yoktur ve yazdıkları zaman (bu da istisnai bir durum) da Arap alfabesini kullanırlar. Kabile resileri ve şeyhlerin oldukça eğitimli oldukları göze çarparken, bunlar daha çok Arapça, Türkçe ve Farsçayı tercih ederken, büyük çoğunluğun ise ise yazılı bir bilgisi yoktur. Bazı halk ağıtların/yazıların dışında Kürdlerin sahip oldukları yazılı edebiyatları yok. Kürdlerin çoğu Sünni’dir ve bu dinleri Hristiyan haçlar ile birlikte paganizmin kalıntılarını içerir.

Bugün Ermenistan gibi Kürdistan da siyasi bir bölünmeden başka bir şeyi ifade etmiyor. Oldukça geniş bir alanı kapsayan Kürd toprakları yaklaşık olarak Erzincan-Erzurum-Ağrı, yani bir çizgi ile kuzeyde belirlenir Ararat Gölü Urmiye-Kermanşah (İran) bir çizgi ile ve Güney‘de ve Batı Kermanşah-Kesari-Musul Diyarbakır-Harput-Erzincan bir çizgi ile Doğu‘da, Rus, Fars ve Türk topraklarının açısal sınırı içinde bulunuyor. Bu sınır hatlarına, Ermenistan'ın bir parçası da dahildir. Etnografik olarak Ermenistan ve Kürdistan arasında keskin bir çizgi çizmek pek mümkün değildir. Kürdler aşiret örgütlülüğü içinde yaşarlarken, Ermeniler ise, kimi uzun sürede canlılık kazanmış imparatorlukların içinde meşruiyete dayalı bir ulus oluştururlar.

Bu topraklarda yaşayan diğer halklar gibi, Kürdler de, Asurlular, Persler, Makedonlar, Part, Sasani, Arap, Moğol, Selçuklular ve Osmanlıların egemenliği altında yaşamış ve ülkeleri de Ruslar tarafından fethedilmiştir. Ancak çeşitli imparatorlukların egemenliklerine rağmen izole edilmiş bir sekilde varlıklarını sürdürebilen Kürd beylikleri kendilerini koruyabilmiştir. Tarih bize Suriye‘de Eyyubi hanedanlığının kurucusu olan Saladdin‘den, I. Selim’in, Türklerin Kürdistan‘ın fethine yardımcı olan ve aynı zamanda Türk imparatorluğunun ilk genel tarihini yazan İdris’ten; Kürd tarih kitabı Şerefname‘yi yazan Bitlis Beyi Şerefhan‘dan bahseder.

16. YY’de Sultan Selim, Kürdistan‘ı işgal edip onu Safevi Şah’ı İsmail’den aldı. Selim o zaman kan dökülmeden birçok Kürd kabile reisini tarafına çekebildi. İmparatorluk ve bölge yapılanması arasında İdris büyük rol oynadı, başlarına atandı. Kürd bölgesindeki siyasi beyliklerin başında aileden gelme ve neredeyse tamamıyla bağımsız hareket eden Kürd beyleri vardı. Bu beylikler vergi ve savaş dönemlerinde Sultan‘a asker vermekle yükümlü idiler. Ancak İstanbul’dan uzakta olan bu beyliklerin, kötü iletişim ve kötü bağlantılar da eklenince, kendilerini kanunlardan muaf tutarak ancak altındakilere karşı ölüm ve yaşam hakkında karar vermekle yükümlü görüyorlardı. Sultan bu durumu kabul etmediği anlarda ise Kürd beyleri İstanbul‘dan kendilerine gönderilen paşalara karşı ortak direniş gösteriyorlardı. Zamanla Sultan, imparatorluğun 19. YY‘nin yarısında itibaren sallantıya geçtiği dönemde, otoritesini özellikle 1843 yılında Botan Beyi Bedirxan’a karşı başlattığı askeri seferlerle güçlendirdi. Bu askeri müdahalenin sonucunda Merkezi hükümet Kürdistan’ın çeşitli bölgelerine valiler atamaya başladı. Bugün bu valiler sadece itibari olarak bir otoriteye sahiptirler.

Kürd ve Ermenilerin sosyal yapısı

Kürdler siyasi ve toplumsal olarak aşiret ve rayalar (yoksul halk) arasında bölünmüşler. Birinci grub kabilelerden meydana geliyor: Başlarında feodal egemen rolünü oynayan ağalar veya beyler var. Oldukça az vergi öderler, düzenli askerlik yapmazlar ve Hamidiye Alayları‘ndan oluşurlar. Bu alayların subayları da ağa ve beylerden seçiliyor. Bu Kürd aşiret sınıfı tarım işlerinden nefret ettikleri için, bu işi Ermeni ve Kürd reayasına bırakıyorlar. Aşiretle kıyasla, Kürd reayası kabilelere sahip olmadıkları için vergi öder, askerlik yapar ve Türk imparatorluğunda en alt ve nefret edilen sınıfı oluştururlar.

İstatistik yokluğundan dolayı Kürd nüfusu 3 milyon olarak tahmin edilebilir. Bunun 2 milyonu Türkiye‘de, 700 bini İran’da ve 300 bini de Rusya‘da yaşıyor. Ermenilerle ilişkileri çok ilginçtir. Her iki halk eski çağlardan bu yana birlikte yaşamış olmasına rağmen, eski Ermeni tarihçileri Kürdler’den hiç bahsetmezler. İlk kez Osmanlı egemenliğinden beri Kürd-Ermeni ilişkileri hakkında tarihsel kanıtlara rastlıyoruz. Küçük Ermeni halkı, 5. YY‘de Hristiyanlaşmaları nedeniyle, izolasyona uğradılar ve Müslüman fetihçilerin acısını çekmeye başladılar. Kürdler, hararetli Müslümanlar olarak, Türkler tarafından Hristiyan Ermeniler’in başına atandılar. Tarımsal işlerde çalıştırmakla birlikte, Ermeniler, Kürd ağa ve beyleri tarafından bazı hayırhalık muamelesi de görüyorlar, evet, diğer feodal Kürd kabilelerine karşı sömürülmesinler diye bazen itinalı bir şekilde korunuyorlardı. Denilebilir ki Ermeniler kaderlerinden memnun idiler. Maddi olarak da mutsuz değillerdi. Kürd ağalarına yıllık haraç ödemelerine rağmen, sorunsuz yaşayabilecek yeteri kadar paraları kalıyordu.

20 YY’nin başında Kürdler ve Ermeniler

Ancak Abdülhamid hükümetinin işbaşına gelmesi ve Türk hükümetinin Kürdistan‘a doğru sert şekilde harekete geçmesiyle, Hristiyan Ermeniler’in lehine olan gidişat değişti. Artık Kürdlerin ağır çalışmaya ihtiyaçları kalmadı ve oldukça geniş bir şekilde şaki aşiretlere karşı korumanın tadını almaya başladılar. Bununla birlikte birçok Ermeni büyük toprak ağasına dönüşüp yoksul Kürd reayasını kendi hizmetleri altına almaya başladılar. Bu dönem Kürd reayası ile Ermeni ilişkilerinin en iyi dönemi olarak kabul ediliyor. Ancak Abdülhamid Ermeni sorununu örtbas etmeye başlayınca büyük devletler ondan Berlin Anlaşması‘nda Ermenistan için şart koşulan reformların yapılması için sıkıştırmaya başlayınca, bu sefer kör bir hararetle Kürdlere yönünü çevirdi. Kürdler, Ermenilerin yavaş ancak ilerleyen yükselişlerinden hoşnut değillerdi ve bunun için Yıldız’da gelen gizli salahiyetlendirmeye çok memnun kaldılar. Sultan, Hamidiye Alayları‘nın kurulmasıyla birlikte Kürd aşiretlerine, Ermenilere  karşı istedikleri gibi serbest hareket etme sinyalini verdi. Hırsızlık olayları başladı, seyrek cinayetler bunu izledi ve bu genele yayılmaya başlandı. Müslümanların dini fanatizmi öyle bir aşamaya geldi ki mollalar gibi şeyhler de Abdülhamid’in sadık kulları olarak sözde Ermenilerin, Sultan‘a karşı başkaldırısına karşı harekete geçtiler. Kısa bir sürede cinayet ve hırsızlık, katliam ve talan başladı. Devlet makamları da Kürdlere yardımda bulunuyordu. 1894 yıllarında Ermeni bölgelerini kana bulayan Van, Diyarbakır, Trabzon ve İstanbul’daki katliamlar, hala hafızalarda taze duruyordu: Böylece Abdülhamid, Ermeni ve Kürd halkı arasında başlayan nefret ve güvensizlikten istifade etmeye başladı.

Jön Türk Devrimi Kürdler ve Ermeniler arasında yeni ilişkiler getirdi. Ermeni devrimcileri tarafından vaaz edilen eşitlik, kamuoyu tarafından takdir aldı. Gelecekte, Kürdler gibi gerektiğinde Ermenilerin de silah taşımak hakkı yanı sıra kamu hizmetlerinde çalışma, özgürce seyahat etme ve parlamentoya girme gibi haklarını savunuyordu. Bilinçsiz, ancak canlı bir zekaya sahip olan Kürdler ilk önce bunların ne anlama geldiklerini kendisine sormaya başladı. Eğer güçlü olduğuna emin değilse, geride durmayı tercih eden Kürd, Ermeni’yi rahatsız etmekten vazgeçer. Ermeniler ise, birdenbire silah taşımaya başladıkları için, çok kibirlenip Kürdleri ‘eşkıya ve barbar’ olarak görmeye başladılar. “Çalınan arazilerini” geri isteyip, Kürdlerin daha önceden de yaptıkları keyifsiz suçlardan dolayı cezalandırılmalarını talep etmeye başlar. Bu arada da Kürdistan’da Panislamizm’in propagandasını yapmaya başlayan Türk-Fars yazıcıları dolaşmaya başlar. Bunun sonucu da Jön Türklerin engellemek istemediği yeni bir Ermeni soykırımı idi.

Kürdler çeteler halinde Ermeni köylerine baskınlar yapmaya başladılar, Kürd reayaları da onların sürülerini kaçırır. Buna karşı Ermeniler ise eski fedailerin öncülüğünde toplanıp Kürd ağalarına saldırıp, yağmalıyorlardı. O zamandan beri Kürd aşiretleri ile Ermeniler arasındaki ilişkiler kesildi. İki taraf da iki düşman ordusu gibi karşı karşıya geldi. İyi silahlanmış kimi Kürdler kırsal alanda söz sahibi iken, iyi örgütlenmiş Ermeniler ise şehirlerde daha avantajlı idiler.

Ermeni ve Kürdlerin Osmanlı makamları ile ilişkileri ise oldukça kötü ve yetersiz idi. İki tarafın da şikayetleri genellikle aynı idi. Yargıya itibar ve güvenleri yok, mahkemelerin sadece nüfuzu güçlü olan kişilerle ilişkileri iyi. Bütün davalar gereksiz bir şekilde uzun sürüyor. Osmanlı mahkemeleri önünde şahitlerin olağanüstü bir rolleri var ve parası olan herkes kendisine bir şahit temin edebiliyor. Tutuklanan kişiler belli bir zamandan sonra, tutuklama sebepleri belirtilmeden serbest bırakılıyor.

Mahkemeler yargının çok etkisiz olduğunu kabul ediyor. Ancak yoğun suçlar ve şikayetlerden dolayı zorlandıkları ve bu dağlık ülkede uygulanan kanunların Fransız yasalarından alındığını ve çok tesirsiz olduğuna dair çaresizliklerini dile getiriyorlar. Ancak gerçek nedenler başka şeylerden kaynaklanıyor. Özellikle hakimlerin kabiliyetsizlikleri, tarafgirlik ve tembellikleri dışında, satın da alınabiliyorlar.

Jandarmada da durum aynı. Çoğunlukla yerel halktan geliyorlar ve onlara çok az para ödeniyor. Herhangi bir askeri disipline sahip olmadan, halkın sıradan bir hizmetini yerine getirmekten acizler. Hükümet daha kısa bir süre önce düzeni sağlamak için Avrupa yakasından Anadolu’ya iyi eğitilmiş jandarma gönderdi.

Nihayet son olarak halk dayanılmaz vergilere karşı çıkıyor, yol ve okul eksikliğinden dolayı hoşnutsuzluğunu dile getiriyor. Bu şikayetler özellikle Kürdler tarafından dile getirilirken, Ermeniler ise 10 yıldan beri eğitim için kendi paralarıyla birçok okul açmışlar.

Tüm bu uygunsuzluklara rağmen ne Kürdler ne de Ermeniler Türk egemenliğini ve daha kötü olan Rus hakimiyeti ile değiştirme hevesine sahip değiller: Birincisi din ve ruhlarını, sonuncusu ise ulusal gururlarını yasaklıyor.

Ekleyen

Dursun Ali Küçük
Dursun Ali Küçük

Detay

Son Yazılar

Kurdistan Aydın İnisiyatifi: Bağımsız Kurdistan Meşru Haktır
Slider

Kurdistan Aydın İnisiyatifi..

22.09.2017 21:23    Rewşenbir

Kurdistan Aydın İnisiyatifi: Bağımsız Kurdistan Meşru Haktır Kürd halkı tarihin karanlık dehlizlerinde bir ulus olarak her tür acıyı yaşamış, toprakları işgal ve talana maruz kalmış, sosyolojik, demografik ve kültürel dokusu tahrip edilmiştir. Kürd Mlletinin Bağımsızlık Referandumu hakkı, binbir e..

Devamı
      72
BENIM  HIC   DINIM  OLMADI
Kurdistan

BENIM HIC DINIM OLMADI

15.09.2017 04:06    İzzet Eker

BENIM HIC DINIM OLMADI Benim Hic Inanacağım Bir Tanrim Olmadi. Dinsizim. Asla bir puta tapmadim. Cenneti garantilemek için başka toplumlara mensup halklarin kanini akitmadim. Kurana el basip yalan söylemedim. Sol elimi kaldirip sağ elimi Incilin üstüne de koymadim. Günahlarimdan arinmam icin kizgin a..

Devamı
      0
Bağımsızlık Herkesi Büyütecektir –Dursun Ali Küçük
Kurdistan

Bağımsızlık Herkesi Büyütec..

14.09.2017 14:28    Dursun Ali Küçük

*Korkmayın, büyüyeceksiniz... Hem çok yaş hem manevi, maddi, kültürel ve kendiniz olmak vb için büyüyeceksiniz. Hatta bağımsızlığa karşı olanlar da büyüyecektir. Evet, siz küçük kalmak isterken, sizin bahane ve sözde eleştireler adı altında karşı &c..

Devamı
      80